21 Eylül 2016 Çarşamba

Dart Nasıl Yapılır?


      Merhaba, 
Ben sabırsız bir anneyim galiba, gerçi sabırsız bir insanım da zaten. Hemen herşey olsun isterim, zamanla yarışırım. Yahu zamanla yarışılır mı hiç? 😱Sonra da belirlediğim süre  içerisinde gerçekleştiremediğim şeyler için gerginlik yaşarım. Evet evet çok yanlış bir durum. Lorinle aşmaya çalışıyorum, gerçekten..😊

Tehlikesiz bir dart yapmıştım, Lorin daha 16 aylıktı.  Kız topu atamıyor, annesi tahtaya yapıştırmasını bekliyor. Yani tahminimce 2+ diyebilceğim bir oyun, siz acele etmeyin o yüzden. Lorin şimdi yeni yeni oynamaya çalışıyor, ben de oynarken çok zevk alıyorum bu arada. 😆



Malzemeler,
*Karton
*Renkli Keçe
*Köpük top (köpük topum yoktu avokado çekirdeğini pamuğa sararak top yaptım. Siz de yaratıcılığınızi kullanın canım😊)
*Silikon tabancası 8veya güçlü başka bi *Yapıştırıcı
*Cırt cırt





13 Eylül 2016 Salı

Et suyu nasıl yapılır?

            Herkese önce sağlıklı, mutlu ve huzurlu bayramlar diliyorum. Bugün, tam da Kurban Bayramını kutladığımız şu günlerde, zamanlaması müthiş bir tarif vereceğim sizlere. Özellikle denk getirmeye çalıştım ki kurban kemiklerini atmayın.
Lorin ek gıdaya geçtiğinde, ben de her anne gibi, ne yedireyim, besin değeri hangisinin daha yüksek, sevmediği gıdaya ne karistirabilirim? sorularıyla
ortalarda dolaşıyordum. Zaten doğduktan hemen sonra doktorumuz reflü olduğunu söylemişti. Ben emzirdikçe kusuyordu, doğumu ocak ayındaydı ve artık giyisilerini kurutmak için geceleri uyanıp peteklerle yarışıyordum. Ek gıdaya geçtikten sonra süt ve süt ürünleri alerjisi olduğunu anladık. Bu kez kusmaları bitmişti ama ne yedirecegimi sasırıyordum. Yalnızca inek sütüne alerjisi olduğunu zannedip keçi sütü maması verdiğimiz ilk akşam hastaneik olmuştu. Şimdi de devam eden kemoterapi tedavisi yüzünden iştahsızlık, bulantılar ve yine kusmalar... Oysa en azından kilosunu korumam gerekiyordu, tedavinin aksamaması adına. Her hafta kan veriyor ve sonuca göre kemoterapi uygulanıyordu. Durum böyle olunca yedireceğim gıdalara eskisinden çok daha dikkat etmem gerekiyordu. Yedirdiğm herşeyin besin değerine değer katmak için araştırıyordum sürekli. Evet hem bu arayışlar, hem annelik güdüsüyle bir sürü tarif buldum. Bugün yanızca et suyu tarifi vereceğim. Belki ilerki günlerde süt alerjisi olan bebekler için bir kaç tarif verebilirim.
          Nette bununla ilgili tarifleri, uzman görüşlerini ararken pekte bişey bulduğumu söyleyemeyeceğim. Ancak bir kaç yerde rastladığım ve beni tatmin eden yazılardan bir kısmını sizinle paylaşacağım. Kendi kızımda kesinlikle faydasını görüyorum. Bağışıklık sisteminin en dşük olduğu bu dönemlerde bile bize faydası oldu, elbette genetik faktörler çok etkili ama boyu ortalamanın üstünde, yemeklerine de lezzet kattı ayrıca.

Kemik İliğinin Faydaları 

Kemik iliği faydaları, Kasaplarda satılan veya kurbanda kesilen genellikle büyük baş hayvanlarının eklem ve kaval kemiklerinde insan sağlığına son derece faydalı bir nimet bulunmaktadır. kemik iliği. Kemik iliği  kaval kemiklerinin içinde bulunan yağ gibi olan bir maddedir. Atalarımızdan bu zamana kadar sofralarımızda bulunan yemeklerin çoğuna kullanmışızdır. Kemik iliğini daha çok, kemiği kaynatarak kemik suyunu tüketiriz. Kemik suyu kalsiyum açısından çok önemli olup herkes tarafından faydaları bilinmektedir. Önemli bir husus kemiğini kullanacağımız hayvanın yaşı ilerlememiş genç bir hayvan olması mutlak şarttır. Bunu kemiğin iliği yağsız ve kırmızı ilik  olan genç hayvan kemiği olduğunu anlarız. Diğeri ise kaynatınca iliğin rengi sarıya dönmeye başlarsa bu iliğin faydasından daha çok zararıyla karşılaşırız. En çok faydalı kemik iliği ineğin kavak kemiğindeki bulunan kemik iliğidir. Bu kemiği kaynatıp içine 4-6 kaşık arası elma sirkesi ilave edilmesi kalsiyum, mineral ve vitaminleri artırmış oluruz. Kemik iliğinin faydalarını sıralarsak;


  • Özellikle kadınlarda olmak üzere yaş ilerlemesine bağlı olarak çıkan diz kapaklarındaki sıvı eksikliği yürümeyi zorlaştırır, ağrılara neden olur. İşte bu kemik suyu kaybolan sıvıyı tekrar oluşturur hatta düzenli kullanımda kemik erimeleri engellenmesine yardımcı olur.
  • Kadınlarda menapoz dönemlerinde kemik erimesi çok yaşanır. Bunu önemli derecede azaltır.
  • Çocuklara ve bebeklere az miktarlarda yemeleri kemik gelişimlerine katkı sağlar.
  • Kış hastalıklarına karşı etkili olup vücudun hastalıklara direncini artırır.
  • Kemik ameliyatı geçirmiş, kırığı yada çıkığı bulunan hastalar en önemli şifa deposu kemiğin iliğinde bol tüketmeleri tavsiye edilir. Rahatsızlığın geçmesine çabuk iyileşme süreci gerçekleşir.
  • Kemik iliğinin şaşırtacak faydalarından biride saç bakımında etkili olmasıdır. Saçınıza uygulayacağınız kemik iliği saçı köklerine işlemekte saçınızın çabuk dökülmelerini azaltmakta ve canlı görünmelerini sağlamaktadır. Yapımı ise basit, iki parça kemiği su dolu bir tencerede kemiğin iliklerini eritip yağ haline geldiğinde 1 damla çörek otu yağıyla karıştırıp saçınıza 25 dakika olacak şekilde, ilk ay haftada 1 defa, ikinci ay iki haftada 1 defa, üçüncü ay ise ayda 1 defa olacak şekilde uygulayın saçınızdaki değişimleri öreceksiniz.
Kaynak, ilik.gen.tr

Et suyu tarifi.

Kasaptan aldığım eklem veya kaval kemiğini (kuzu tercih ediyorum) düdüklü tencerede (kuzu bulmadığım zamanlar iri kemikler bazen düdüklüye sığmıyor tabi, o zaman da kaynat babam kaynat) bir taşım kaynatarak suyunu döküyorum. Sonra içme suyu ekleyerek bir kez daha kaynatıyorum, eğer halâ üzerinde biriken tortular varsa küçük bir kevgir yardımıyla onlardan kurtulabilirsiniz. Tencere soğuduğunda açarak içine, bir kaç kaşık elma sirkesi, bir adet soğan, bir kaç diş sarmısak, bir adet havuç, bir adet kapya biber, bir adet patates, bir adet kabak,  bir avuç bezelye, bir tatlı kaşığı tane karabiber, mevsimine göre kereviz ve pancar sapı ve son olarakta tuz ekleyerek bir taşım daha kaynatıyorum. Kemiklerin içindeki iikleri bir çay kaşığı yardımıyla çıkarıyorum, ama aldanmayın daha dipleri dolu oluyor. Tezgaha vurarak hepsini çıkartabilirsiniz. Lorin'in böyle zamanlarda dediği gibi tak tak tak 😊  Çıkan ilikleri ve kemik üzerinde olan ve iyice yumuşayan etleri bir kapta biriktiriyorum. Sonra tencereyi içine kemik parçaları girme ihtimaline karşı bir süzgeç yardımıyla sürahiye boşaltıyorum. Daha sonra da karton bardakların diplerin e ilikleri ve didikledigim etleri paylaştırarak üzerine de sebzeli et suyunu boşaltıyorum. Soğuduktan sonra buzluğa dökülmesin diye bir gece buz dolabında bekletiyorum. Sonra ağızlarını streçle kapatarak buzuğa kaldırıyorum.

Lorin'in yemeklerini ayrı yaptığım için küçük tencerelere bir bardak bu karışım yetiyor.😊

Afiyet olsun.

11 Eylül 2016 Pazar

Çocuk eğitiminde bir “tedricilik ilkesi” vardır ve oldukça önemlidir. Eğitim derece derece ve yavaş yavaş gerçekleşir. Çocuk, bir önceki duruma uyum sağlamadan, eğitimin bir sonraki durumu oluşturulmaz. Çünkü eğitimin ruha bakan bir yönü vardır.

Yetişkinler bazen çocukları kendileri gibi görüyor, kendileri gibi değerlendiriyorlar.

Hâlbuki çocuk, çocuktur, yetişkin değildir.

Bir yetişkinin karşılaştığı olayları anlamlandırması ile çocuğun anlamlandırması farklıdır.

Yetişkin, bir gereklilik olarak kurban keser ve onun için kurban bir “ibadet” anlamı taşır. Hâlbuki 7 yaşındaki bir çocuk ne ibadet bilir ne de gereklilik, o “Kuzucuğunu” bilir sadece.

Henüz duygusal yeterliliğe erişmemiş yaştaki bir çocuğun hissî bir bağ ile bağlandığı canlıyı kesmek, çocuk ruhuna zarar verir.

Bu zarar çocuğun kimi zaman etten tiksinmesi, kimi zaman kendisini duyarsızlaştırması ile sonuçlanır. Birçok yetişkin “Ben çocukken birçok kurban kesimi gördüm, bana bir şey olmadı.” dese de ruhun hangi olayda nasıl bir değişikliğe uğradığını kişi kendisi göremez.

Önümüzdeki hafta Kurban Bayramı.

Üzgünüm ama birçok çocuk kurban kesim alanlarında olacak. Kimi kesilen kurbanın gözüne bakacak, kimi saçlarına, kimi ise kasabın elindeki bıçağa…

Hâlbuki bir önceki kurbanın kesimini, bir sonraki kurbanlık hayvanın görmemesi için gözlerinin bağlanmasını tavsiye eden bir dinin hassasiyeti çocuklardan neden esirgenir anlamak oldukça zor.

Duyarlı bir ebeveyn, çocuklarına kurban ibadetini sorunsuz bir şekilde aktarmak istiyorsa, eğitimde tedricilik ilkesini kullanmalıdır.

Buna göre çocuklar 7 yaşından önce kurban kesimi görmemeli, Kurban Bayramı’nı bir “bayram” olarak tanımalıdır.

12 yaşına kadar olan çocuklar ise kurbanı “kesim anında” değil, kesildikten sonra görebilir, kurban etinin işlenmesinde ailesine destek olabilir.

Çocuklar ancak 12 yaşından sonra kesimlerde bulunabilir ve kurban kesiminde ailesine yardımcı olabilirler.

Pedagog Adem Güneş

Islak mendillere dikkat!

     Hepimiz evlerimizde, çantalarımızda, iş yerlerimizde  ıslak mendil bulunduruyoruz.  Kimimiz makyaj çıkartmak için, kimimiz ellerimizi temizlemek için, kimimiz de -ki en önemlisi bu,- bebegimizin altını silmek için. Ancak unuttuğumuz bir şey var, ıslak mendillerin neredeyse tamamı kimyasal madde içeriyor.  Dolayısıyla ıslak mendil kullandıktan sonra kullanılan bölgenin durulanması gerekiyor. Çünkü; sık kullanım durumunda bu kimyasallar elde veya deride birikerek bir süre sonra vücüda geçiyor. Durum böle olunca pek bir pratikliği de kalmıyor.
     Özellikle bebeklerde ıslak mendil kullanımına çok dikkat edilmeli. Uzmanlar tarafından, yara, tahriş veya pişik durumunda kesinlikle kullanılması önerilmiyor.  Tahriş veya pişik olan bölgede çatlaklar oluşur, siz de kimyasal içerikli ıslak mendili bu çatlaklar üzerine sürerseniz çatlakları yakar bu da emilim yoluyla vücudun kan dolaşımına  geçer. 

Lorin 1 yaşına kadar saf su ve pamuk içerikli bir ıslak mendil kullandım. Daha sonra da ıslak mendilini kendim yapmaya başladım. Kaka yaptığında poposunu yıkadığım için 20 gün kadar yetiyor bize hazırladığım mendil..

Nasıl mı yaptım? 😊 Hemen söyleyeyim.

Islak Mendil Nasıl Yapılır?

Kağıt havluyu ortadan ikiye keserek tuvalet kağıdı boyutuna getirelim. (tuvalet kağıdı yapı olarak ince olduğundan onu önermiyorum) Kağıt havuları uygun boyuttaki iki ayrı kapaklı kutuya yerleştirelim. (züccaciyede buna uygun bakliyat kutuları var) Her biri için iki bardak su yeter. Ben ikisini farklı hazırladığım için iki farklı tarif vereceğim. İki bardak kaynamış ve ılımış suya 1 yemek kaşıgı hindistan cevizi yağı ve 1 yemek kaşığı has zeytinyagı koyalım. (Bir arada organik sabun eklemiştim ama dediğim gibi genelde Lorin'in poposunu yikadigim için gerek duymuyorum)

Suyu kutunun üzerine bir kepçe yardımıyla boşaltalım. Hemen yumuşadıgından içindeki ruloyu çıkarabilirsiniz. Diğerine de aynı ölçüde kakao yağı ve zeytinyagı koyarak hazırlayabilirsiniz. Kapaklarını kapatın ve kullanıma hazır. 

10 Eylül 2016 Cumartesi

Anne olmadan önce çok iyi bir anneydim.☺Annelikle ilgili ahkâm keser, 'ben asla öyle yapmam' derdim, hele telefonlarına çocuk oyunları indiren anneleri asla anlamazdım. Meğer işin aslı öyle değilmiş. Uzaktan davulun sesi bayağı hoşmuş. Lorin ağlayarak bir sey yaptırmak istediginde kıyamıyor, yemek yemediginde telefonunu eline verebiliyormuşum. Telefonda oyun oynamayi sağolsun Lorin'den öğrendim ben😊 Tabi Lorin'in olağanüstü bir durumu vardı ve ben onu şu an terbiye edemezdim. Fiziksel olarak iyi olmasi gerekiyordu herşeyden önce. Ama dur göstericem ona gününü😊
Anne olmak, bu hayattaki en büyük, en erdemli ve en sonsuz iş galiba. Yaşı yok anneligin de, çocukluğun da. Ben en çok anne olmayı sevdim bu hayatta, 😊 Lolis'in annesi olmayı. Agir bir sorumluluk, hep 'acaba bişeyleri yanlis mi, eksik mi yapiyorum?' kaygısı. Erkeklerin asla anlayamayacağı gereksiz bir hassasiyet, yersiz bir hüzün hali.
Annelik şöyle dursun, insan mutlu olmadan nasil mutlu edebilir ki? Küçücük, savunmasız ve herşeyiyle sana muhtaç bir canlı. Dünyaya gelmek isteyip isyemedigini bile bilemedigimiz, insiyatif kullanarak dünyaya getirmeye karar verdiğimiz bir canlı.
 İki yol var...
Ya kendinin de,  onun da o küçücük yüreğinde, ruhunda yaralarak açarak bir sen daha büyütursun ve bir sen daha ,bir sen daha...
Ya da dingin ve uzun bir nehir gibi huzur vererek kendini de onu da iyilestirerek mutlu bir sen daha, bir sen daha, bir sen daha büyütürsün.
Bunlar aklımdan geçerken Adem Güneş'in her kelimesine kadar doğru buldugum ve aşağıya ekledigim yazısına rastladim.
Vee tabikisi dee paylaştım.
Iyi gunnner... 😆





Çocuk ile anne arasındaki ilk yıllar oldukça önemlidir. Bir bebek, henüz tanımadığı sesler ve görüntüler arasında aslında korku ve endişe içindedir ve bir teselliciye ihtiyacı vardır. Endişelerini giderecek bir tesellici bulursa kişilik ve karakterini keyiflice şekillendirir, etrafa gülücükler saçar, ruhu ‘sükûn’ içinde güçlü bir benlik yapısına doğru adım adım ilerler ve çocuk kendisi gibi olur.

Eğer bir çocuk bu dönemde güven içerisinde bağlanacak bir kişi bulamazsa huzursuz ve agresif olur, şiddete meyleder. Ne kendisi gibi olabilir ne de kendisinden beklendiği gibi…

Ve aslında bu bir kısır döngüdür. Zira çocuğunda huzursuz ve agresif bir hâl sezinleyen birçok anne, kucağını açıp ona teselli vereceği yere, maalesef bu “mızmız” ve “ağlamaklı” hâlden rahatsız olup böylesi bir hâli cezalandırarak yok etmeye çalışmayı bir marifet zanneder.

Ve insanın dramı işte burada başlar.

Bir güven duygusuna ihtiyaç duyan çocuk, bulamadığı tesellinin huzursuzluğu ile daha çok hırçınlaşır ve annesini daha çok rahatsız eder. Anne ile çocuk arasında yaşanan bu kısır döngünün adı “kaygılı bağlanma”dır. Böylesi bir çocuk, annesinin varlığı içinde anne yoksunluğu ile büyür. İçinde adını koyamadığı bu yoksunluk hep yeni yeni problemler oluşmasına sebep olur. Anaokulunda okula alışamaz, ilköğretimde arkadaşları ile kavgasız günü geçmez, liseye geldiğinde kız ise erkeklerin, erkek ise kızların peşinde koşmaktan bıkmaz. Aradığını bulsa da ruhu sekineye ulaşamaz. Zira aradığı şey, bulduğu şey değildir. Boşluğunu hissettiği şey, bir dönem annesinden nedense hiç kana kana içemediği anne sevgisidir.

Annesine kaygılı bağlanan çocukluklar, sadece çocukluk ve gençlik döneminde değil, neredeyse yaşamlarının her döneminde güvensiz, iç huzurdan yoksun, çevresi ile çatışan, şiddete meyilli bir kişiliği barındırırlar bünyelerinde. Ve böylesi kişiler genelde problem çözme yöntemi olarak şiddeti tercih ederler.

Sevgi ifadeleri bile şiddet içerir. Çocuğunu severken döverek sever. Şaka olsun diye ensesine vurur, tekme atar, durduk yere güreş yapar, küçük düşürücü şakalarla sever. Böylesi kişiler, doymak bilmez bir sevgiye muhtaçtır ama kendileri sevebilme yeteneğine sahip değildir.

Ne kadar severseniz sevin, hep kendisini sevilmiyor gibi hisseder. Kendisinden sevgi isteseniz doyasıya sevemez, kendisini sevdiklerine “güven” içinde bırakamaz.

Zira sevebilmek bir yetenek ister ve kişi ancak çocukluk yıllarında sevildiği kadar sevebilir.

Sorun karşınızdaki asık suratlı bir kişiye, çocukluk yıllarında ne kadar sevilmiş?

Ya da gidin sorun patronunuza, şefinize, amirinize, müdürünüze, neden tebessüm edemiyor, neden hep bağırıp çağırıyor, neden iş arkadaşlarına coşku ile gülemiyor? “Beceremiyorum. Suiistimal edilir diye endişe duyuyorum.” olacaktır cevabı, eğer size güven duyabiliyorsa...

Bir kişinin yüzünün gülebilmesi, yüzü gülen bir anneye bağlıdır. Hadi o hâlde, gelecekte tebessüm edebilen, kendisi olmanın keyfini çıkartan, aslan gibi çocuklar istiyorsanız, eşinizin yüzünü güldürün. Çok zor değil. Alın bir çiçek, uzatın, bakın nasıl tebessüm edecek, hem size hem çiçeğe… Ve belki de sarılıp ağlayacak “çok ihtiyacım vardı” diyecek. Tabii becerebilirseniz…

Beceremiyorsanız, bugün saçlarınızı taramış olarak eve girin. Ya da ıslık çalın, bir şarkı mırıldanın. “Hayırdır!” dese de eşiniz, aldırmayın. “Sana yeniden âşık olmak istiyorum.” deyin, çekinmeyin. Uyandırın eşinizdeki annelik hissini. Göreceksiniz siz de bir çocuk gibi şenleneceksiniz onun annelik hissini hissettikçe…

Bu toplumda, işte bu ülkede, güzel günler görmek istiyorsanız kadına saygı gösterin. Asansöre binerken kapısını açın, önce o binsin. Otobüste, metrobüste, minibüste, metroda yer verin, belki çocuğuna sevgi taşıyordur, izin verin, azıcık dinlensin. Kapayın gözlerinizi azıcık görmeyin, bırakın iş yerinden yarım saat önce çıksın, koşarak çocuğuna gitsin ve siz saygı ile seyredin annelik sevincini…

Tıpkı yokluğunu hissettiğiniz annenizi seyreder gibi...
 Pedagog Adem Güneş

9 Eylül 2016 Cuma

EVLİLİK - AİLE - ÇOCUK YETİŞTİRME
Doğan Cüceloğlu

Yoğun toplumsal olayların yer aldığı ve konuşulduğu bir ortamda evlilik-aile ve çocuk konusunu gündeme getirmem tuhafınıza gidebilir. Ama izin verin bu konularda yazayım. Bütün sorunların temelinde insan olgusunu ve insan olgusunun temelinde de çocuğun içinde yetiştiği aile ortamını görüyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Evlilik, bir kadın ve bir erkek yaşamı paylaşmak amacıyla bir araya gelince evlilik oluşuyor. Evlilikte yer alan iki kişiden biri “insan kadın,” diğeri de “insan erkek”tir. Bazı toplumlarda evliliğe “kadın” ve “erkek” ilişkisi olarak bakarlar. “İnsan insana” ilişki üstünde pek durulmaz, o sanki hiç yokmuş gibi göz ardı edilir. Bu tür evliliklerde “karı-koca” ilişkisi “kadın-erkek” (kaba tabiriyle, kar-herif) ilişkisi olarak görülür. Bu tür evliliklerde kadın ve erkeğin her ikisinin de “insan” yönü yalnız bırakılmıştır. İnsan yönü yalnız kalmış, ihmal edilmiş, ilişkiden hiç beslenmemiş bir kadının ve erkeğin o evlilikte mutlu ve doyumlu olması olanaksızdır.

Çocuk doğunca “evlilik” “aile” olur. Çocuk hangi tür evlilik içine doğuyor? İnsan kadın – insan erkek evliliği ilişkisi içine mi, yoksa “karı” “herif” ilişkisi içiden olan bir evliliğe mi doğuyor?

“İnsan kadın – insan erkek evliliği” ilişkisi içine doğan çocuk şanslıdır. Çünkü işlevsel, sağlıklı bir ilişki görerek büyüyeceklerdir. Önlerinde her gün gördükleri sağlıklı, işleyen, yaşayan bir ilişki vardır. Bu ilişkinin sağlıklı oluşu çocuklarda temel bir güven duygusu uyandırır. Çocuklar “çocuk olmak”ta kendilerini özgür hissederler; bilirler ki, kendilerinden önce bu evlilik vardı ve kendileri büyüyüp evden uçtuklarında bu evlilik yine mutlu olarak var olmaya devam edecektir.

Şimdi “karı” “herif” ilişkisi içiden olan bir evliliğe doğan çocuğun durumunu düşünün. Anne, yalnız kalmış insan tarafının açlığını çocuğuyla ilişkisinde gidermeye çalışacaktır. Küçücük çocuk annesinin mutluluğu için kendisinin çok önemli olduğunu, elzem olduğunu hisseder ve çocuk olarak özgürce yaşama duygusunu kaybetmeye başlar. Aynı şey baba çocuk ilişkisi için de söz konusu olabilir. Karısından bulamadığı saf sevgi ve ilgiyi çocuklarında arayan bir babanın çocukları çocukluklarını özgürce yaşayamazlar.

İnsan olmak kolay değil; ama tüm çabalara değer.

7 Eylül 2016 Çarşamba

 Dil çubuklarından yüz tamamlama
Basit ama etkili, hem de maliyetsiz.
E tabi benim gibi olmayıp, azıcık resim kabiliyetiniz varsa,
Labirent oyunu
Merhaba,
Aslında çok eğlenceli ama bizim kızın pek ilgisini cekmedi. Kabul ediyorum ayina cok uygun değil ama pek heveslenmistim yaparken. Biz de arkadaşı Umut'a verdik.
Kutuyu eğimli bir şekilde yerleştirip, misketleri tepeden bırakıyoruz, pipetleri aşarak bardaklara giriyor. Bence gayet eglenceli hımm😕

6 Eylül 2016 Salı


Renk Eleştirme
Merhaba,
Bu kutuyu bir suredir saklıyordum, ne yapabilirim diye düşünürken aklıma bu etkinlik geldi. Hem eğlenceli, hem öğretici.
Renkler kendini belli etsin diye, kutuyu A4 ile kapladim. Daireler çizerek boşluklar olusturdum. Elimdeki toplarin renklerine göre, boşlukların kenarlarını sulu boya ile boyadım. Böylece topları aynı renk bosluklara yerleştiriyoruz. Lorin bu oyunu pek sevdi.

5 Eylül 2016 Pazartesi

Merhaba,
Bir şiirle başlamak istedim, kızımın adıyla.
Lorin... kızım 20 aylık henüz. İçime, kalbime düştüğü andan itibaren değişimler yarattı bünyede ☺ Doğduğu andan itibarende hep sağlık problemleri yaşadı.
Ne yazik ki hastaliklar konusunda çok tecrubeler kazandik. Daha kötülerinden korusun Allah. Zor gunler yasiyoruz, umarım hepsi geçecek.
      Bu sayfada oyunlar, aktiviteler, yemek tarifleri kısaca çocuklara yarayacak birşeyler paylasmaya çalışacağım.

Lorin,
Şimdi kainat soluklanır içimde
Göğün göğsünde mahzun bir çığlık
Evlatlığın kutsallığını fısıldar
Düşlerimin yazılmamış dizelerine…

Doğuşunla duygularım ateşte semah döner
Götürür beni yitik çocukluk zamanlarıma
Günaşırı uyanmamış
Lorin lorin çığlıklarına

Sevgiyle çağlayan lorin gülüşün,
Biliyorum Terk eylemez.
Aynı şafaklar gibi serpilip dal verişime…


Ruhumu ıslatan her yağmur sonrası ise
Çöl ortasında susayışım uzaklaşır
Şimdi tek hakikatim
Lorin çığlığı ile sallanan umutlarım…

Çok küçüksün
Yüreğim emanetin
Bir tutma dersim bırakıyorum baş ucuna
Rüzgar fısıldasın sevgimi kulaklarına
Lorin lorin desin yeter..............

(Alıntıdır)